Fırtınanın ardından aniden bastıran sağanak yağış, sevgilisinin tenini okşayan mahzun delikanlı gibi, yüreğini okşayaraktan toprağa deydiriveriyordu alyanak tebessümünü. Ve bu birden bana hatırlatıverdi ta ötelerdeki eskileri…
Köşeyi dönünce beş dakikalık yolum kalıyordu. Yağmurun hızlı hızlı gökyüzünden akışı, soğuğu yararaktan göğe yükselen sıcak koşuşturmaca ile karışırken o yoktu. Sadece ben ve pardesüm var olma mücadelesi veriyorduk çiseleyen yağmura inat yol alaraktan, bu bir tarafı saplantılı beton yığma caddede, -Nerdesin örümcek, yalnızım ve korkuyorum..
Ben geldim müdürüm, bizim örümceği görmeye.
Bu gün görüş verilmiyor.
Neden? Ben bunca yolu….
Geriye dönmek acı geliyor insana, ta yanıbaşından ürkerek… Duydum örümcek çıkmış içerden, ne bir haber nede bir iz. En yakın arkadaşının boynuna sıfır beş uçlu kalemi yalnışlıkla saplayıp ölümüne sebep olduktan sonra kendi kendinin ölüm projesine intahar aktörü olarak örümceği seçmişti Rıfat. Ah Örümcek nerdesin? Bir samimiyetin bedeli bu kadar ağır mı olmalıydı?
Yine yağmurlu bir gündü ve Rıfatın Recebi öldürdüğünü duyunca Rıfatlara koşmuştu. Merdivenleri uçarcasına çıkıp bir telaşla kapıyı yumruklamış ses gelmeyince de sol üst köşede unutuvermiş olduğu kapı ziline sağ işaret parmağını kaptırırken bir omuz hamlesiyle içeriye dalıvermişti. Aynı hızla yerde yatan Rıfat’ın yanına yığılıp kalmış, ıslak zemine tutturulmuş iki ucu açık elektrik kablosu ise gözleri kararmadan önce son gördüğü dünyalık meta olarak hafızasında kalmıştı.
Şimdi yedinci sınıf bir otelin iki metre karelik , tek yataklı bir odasında kafayı çekerekten unutmaya çalıştığı hayatı film şeridi gibi gözleri önüne gelmesiyle habire küçülen dünyası. kendisini usandırmış ve yorgun bedenini yatağın üzerine uzatıvermişti. Hayal meyal dışarıdan duyduğu toplu sözcükler ” rahmetlinin kimseye bir zararı dokunmazdı” bir cemaatin vaazı gibiydi bu kulaklarındaki dayanılması zor gürültü.
Kendisine gelip doğrulmak istiyor en azından yatağın içinde. Fakat kalkmaya gücünün yetemeyeceğini anlayınca bir daha koyuveriyor ağrıyan başını yastığa.
İkinci denemede üzerine kalkamadığı ayaklarının acısını duymak istiyor. Yere basmayalı bir hayli uzun zaman olmuş gibi. Örümcek yattığı yerden şöyle bir doğruluverip dışarıdaki cemaati göz ucuyla seyrettikten sonra yatağına dönme isteği artıyor her nedense. Yatağı yönündeki her adım kilometrelerce yol gibi uzaktan geliveriyor sanki. Bir an gözleri yataktaki yarım adam kalıbına takılıyor. Aman Allah’ım buradan kalkan adam yarım. yatağa uzanan insan kalıbı yarım duruyor. Bir an için elleri istemsizce ayaklarına gidiyor. Ve dizlerinin yokluğu ağrılarının yokluğundanmış meğer. Ürperiveriyor şimdi yeniden. Demek ki şu yarım adam benmişim. Baş ağrısı artmış ve bu seferde iki eli arasına aldığı başı isyan ederken olanı biteni düşünmeye çalıştığı sırada hissedemediği bir şeylerin varlığı yine beynini kemiriyor. Oda ne sağ işaret parmağı kendisi ne küsmüş herhalde bir memleket ziyaretine çıkmıştı. Parmağından iz-im yoktu. Yani en önemlisi parmağı yerinde yoktu.
Olaylar ağrıyan kafasın da yeni yeni şekillenmeye başlıyordu. Demek ki sağ işaret parmağını, elektriğe bağlanmış zile bırakıp içeri dalmış ve elektriğe kapılan Rıfat’la birlikte ayaklarını da kaybetmişti. Zavallı Rıfat, arkadaşının ölümüne sebebiyet verdiğini düşünerekten intihar etmek istemiş ve yine en yakın arkadaşını da bu olaya baş aktör seçmişti. Gözü yine dışarıdaki cemaate takılmıştı. Bu olamazdı, hele bu imkansızdı. Çığlıklar ses vermiyordu. En son kelimeler boğazına düğümlenip kalırken Rıfat’ın arkasından giden cenazenin kendisi olduğuna bir türlü inanamıyordu.



One Response to “Örümcek /Yunus Kadakal”  

  1. sevgili Yunus

    Yazın çok güzel çok begendim, sende bilirsinki kadakal soy ismini taşıyan herkesin bir şekilde bir bağlantısı mutlaka vardır, seni ve aileni tanımak isteriz müsait olduğunda FACEBOOK da Kadakal family grubuna katılırsan seni ve aileni daha yakından tanıma imkanı buluruz.

    görüşmek üzre

    Güven Kadakal


Leave a Reply