Yorumfarkı / Kasım Tiryaki
DAĞINA GÖRE DUMANI
Yazla birlikte dizilerin de sonu birer birer gelmeye başladı. Tabiat sonbaharda, diziler ilkbaharda ölüme hazırlanır diye boşuna dememişler. Her yıl tekrar etse de, ölüme nasıl alışılmaz, bu bitişe de kimse alışamaz. Kolay mı, zengini, fakiri diziye kilitlenerek ayakta durmuş yıl boyu. Haliyle çok azı hariç yetmiş beş milyon yasta şu sıralar. Ahali elleri yanına düşmüş yetim çocuk gibi.
Beni bilen bilir, mütevekkilimdir. Millet üzülse de ben mutadım üzere, her işte bir hayır vardır dedim. Dahası bu işe sevindim. Bu itirafla ve yazının tümüyle hayatımı tehlikeye attığımı biliyorum ama korkum yok.
Bu güne kadar, doğru dürüst, dizi seyretmişliği olmayan biri olarak bana çok söz düşmez. Yinede liberal, karma/karışık bir sistemde bulunuyor olmak, fikir beyanı için yeterli sebeptir. Anlayacağınız, herkes yapar, herkes geçer felsefesi daha ölmedi. İşte bu veçhile söyleyeceklerimiz var. Her şey vatan için.
Düşmez kalkmaz bir Allah! Geçenlerde finallerden birinin son düzlüğünü ,cebren de olsa, seyrettim. Zaten bir şey söyleme gayreti durduk yerde çıkmadı. En nihayet final seyretmiş biri olarak yazıyorum. Sonu baştan diyeyim de yine devam ederiz: Hiçbir arenada heyecan sirkülasyonu böyle yoğun olamaz. Her saniye, yönetmen ve oyuncuların, analar ne yiğitler doğuruyor dedirten performansları yüzünden haldan hala girdim! Sen cahilsen bize ne yollu derin, anlam yüklü eleştirilere açığım.
Neyse ki finalde bitti. Başta da dediğimiz gibi ahalinin çoğu üzüldü. Alpertunga Destanındaki gibi yürekler yırtıldı. Azınlıkta kalan gönüldaşlara bir çift lafım var. Yine başlayacak olduktan sonra ne anlamı var diyip, zinhar nankörlük etmesinler. İki ayda iki aydır. Deli saçması oyunlardan sersemleşmiş, ne yaptığını bilmez olmuş insanlar bakarsın kendine gelir, tövbe eder ya da hiç olmazsa köprüden atlar. Umut kesilmez.
Finale gelecek olursak, seyredenlerde ortak kanaat dizinin şanına yakıştığı şeklinde. Evvelini bilmediğim için baş-son mukayesesine bir şey diyemem.Hem ek yerimiz misafirlik olunca iş ikircikleniyor: Bir yanda misafir kutsallığı, öbür yanda bulduğuyla yetinmek abası yan yana. Tam kutsallığa sığınıp, yetsin artık bu işkence diye naralanacağım, ekrandaki kanı, kıyımı insanların yüzünde birebir okuyup hemen cayıyorum. Zaten seyredenler arada bir, finalin karşısında herkesin boynu kıldan ince olmak lazım manasında nazar edip duruyor.
Eni konu misafirim; kurbanlık koyun gibi bir şey yani. Çok laf edemiyorsun. Hele hele sövgüyle bir tutulacak, kapatın şunu, bu kadar saçmalık yeter gibi bir şey sümme haşa. Yinede şaka yollu bir iki denedim denemesine ama matraklıkla olacak iş olmadığını anladım. İyilikle vazgeçtim.Yalnız arada bir yorum yapmaktan geri kalmadım. Bana sorsan alttan alta kafa buluyorum. Onlara göre vatan toprağını Yunana satıyorum. Kovmadıysalar yüksek gönüllülüklerinden.
Kafa kayışını koparma pahasına seyrettim. Bunu demesi kolay, anlatması zor. Sonuna kadar seyrettim; anlayın yani
Son düzlük ya, reklamlar sıklaştı. Beş dakika film, on beş dakika reklam. Demek ki teveccüh azim. Yediden yetmişe ahali finale kitlenmiş. Bir iki gayretlendim filme ısınmak için olmadı. Ekrandan herkese yayılan sinerji beni es geçiyor her seferinde. Bu gayret anlarında, “kamu bimarına canan devayı dert eder ihsan, niçin kılmaz bana derman beni bimar sanmaz mı”, diye mırıldandım ama oda bir işe yaramadı. Nasip meselesi. Peşin söyleyeyim. Bütün bunların diziyle, civanım oyuncuların gayretkeşliğiyle bir alakası yok. Olamaz da zaten! O bakımdan yazılanlardan ve aşağıya yazılacak olanlardan ne onların ne de müdavimlerin huzuru kaçmasın. Nasipsiz birinin sayıklamaları diyip çıksınlar işin içinden. Dava mava da açmam.
Filmde ilk göze batan taraf, ürkütücü ve ağır olma gayreti. Uluorta şamarlamadan, öldürmeye kadar şiddetin her türlüsü gani. Durduk yerde güleceği tutabiliyor insanın. Ama tek başına bu, filmi komik kategorisine sokmak için yetmiyor. Korku, mizah hepsinden bir şeyler var. Ortada bir şeyler var yani: Korkunç komikliklerle, komik korkunçluklar at başı gidiyor ve bir çok sahneyi dolduruyor mesela. Belki ben seyretmeyeli yeni, yepyeni bir çığır açılmış ve ben bu furyaya angaje olamamışım.
Sonu geldiğinden olsa gerek bir sürü insan birbirini kırdı. Tabut tabuta aldı ya bekliyorum biri çıkıp, bu kadarı da çok desin. Ne gezer. O Allahın emri, finalde bu kadar zayiat az bile düşünüyorlar herhalde. Hani geride kalanların halleri insana, ne iyi etti de öldüler dedirten cinsten. Delirenler, para babasıyken dilenci durumuna düşenler, ani kararla en, en başta ki sevgilisinde karar kılanlar, gözleri açılan amalar ve vesair mucizevilikler. Bu fotoğraf karşısında hangi babayiğit, ölen öldü, kalan sağlar bizimdir diyebilir.
Son sahneyi anlatmazsam hem her şey eksik kalır, Hemde –hafazan Allah- öteye gözü açık giderim. Güneşli bir havada uzun uzun yağmur yağdı. Baş roldeki kızla oğlan serinledi. Seyircinin cuşhu huruşa geldiği sahne burasıdır. Ben, nasipsize de, bu havada yağmur, Allah’ın işi işte diyip ortamı germek düştü. Biri olgun davrandı, açıklama getirdi, Çakal Yağmuru diye. Şimdi keser. Saygı duydum ve sustum. Yağmur etkisini gösterdi; aşklarının mahsulünü hatırlayan adamın inadı kırıldı. El ele tutuştular. Herhalde yuva olmaya karar verdiler.
Karakterler, mafya, işadamı, bürokrat temalı bütün dizilerdekilere benziyor. Ablak suratlı, ebleh görünümlü adamlar, tekerlekli sandalyeyle ortaya fırlayan mafya büyükleri.
Tekerlekli sandalye olayı başlı başına bir fenomen. Bu sakat elemanlar yüzde yüz dingin görünümlü olur. Genç bir kız veya yaşlı bir kadın, adam her neyse, sakat arabasında ortaya sürülür, tahammül sınırlarının ötesinde büyük laflar eder. Kıran kırana pazarlıklar yapılır, astronomik miktarlarda paralar konuşulur. Miktarlar yüksek tutulur ki fukara ahalinin ağzı bir karış açılsın.
Ağır söz yoğunluğu bir yerden sonra sıkar. Sıkıntının sebebi, yağmur gibi yağan vecizelerin insana saatli maarif takvimi ya da özlü sözler kitabı okuyor hissi vermesindendir. Bu finalde de böyle oldu.
Filed under: yorumfarkı | 1 Comment


Eline sağlık. Güzel eleştiri olmuş. Her şeye rağmen olumlu yönlerinide görmek lazım.